Hasret ve Dut üzerine

SahdutMeyve
Değerli Ziyaretçiler,Sitemi ilk açtığımda kendimi tanıtmak için yazdığım“Tropikmeyveci hakkında” başlıklı yazımdaki ilk kelimeleri hatırlıyorum; “Çocukluğum Dut ağaçları içersinde bir köyde geçti” . Evet çocukluğum dut ağaçları içersinde bir köyde geçti. 3 yıldır planlıyordum ama bugüne kısmetmiş, dut ve köyüm ile ilgili hasretimi yazıyı dökmek. 

 

 

Dut benim doğup büyüdüğüm yörelerin (Eski ismi Eğin-yeni ismi Kemaliye)  kültürümüzün, hatta hayatımızın en önemli parçalarından biridir. Tabiiki yazının ilerki bölümlerinde çok az teknik bilgi de vereceğim ama dut üzerine ve benim hayatımdaki önemine istinaden bazı hislerimi ve anılarımı da yazıya dökmeden geçemeyeceğim. 

Bazı doğu ülkelerinde kutsal olarak da kabul edilen dut ağacı, İncir gibi, Zeytin gibi zor şartlarda yaşamayı başarabilen, meyvesi, hem taze, hem kurutulmuş hem de işlenmiş olarak tüketilebilen mucizevi bir ağaçtır. 

Dut ve memleket hasreti, bizim yören insanının hayatının belki de iki önemli öğesidir. Bunların üzerine kim bilir kaç kişi yazı ve şiirler yazmıştır.

Bunlardan en bilineni de Ahmet Kutsi Tecer’in “Orada Bir Köy Var Uzakta” adlı şiiridir. Rahmetli şairimiz bu şiiri, memleketi olan Apçağa Köyü (Erzincan/Kemaliye) için yazmıştır.

Gerçekten de bu topraklarda doğan insanlar, başka bir yerlere göç etseler de asla köylerini unutmazlar ve büyük bir hasret duyarlar. Ben de her Eğinli gibi değişik ülke ve çok güzel yöreler görmeme ve oralarda yaşamama rağmen her zaman kendi köyümün hasretini çekmişimdir. Ayrılık her zaman hasreti artırır derler. Hakkında kitaplar yazılan ve filmler çekilen aşk hikayelerinin de temelini ayrılık ve hasret oluşturur.  Çocukluğumda benim için sıradan olan bir dut ağacı , 25 yıllık bir ayrılıktan sonra büyük bir özlem duyulan sevgili gibi oldu benim için.  Bahçe aldığımda ilk diktiğimiz ağaç da dut ağacı idi. Dut ağacına duyduğumuz sevgi ve özlem o kadar bilinç altına yerleşmişti ki! Herkese evden uzak yere dikmesini tavsiye ettiğim dut ağacını evimizin en yakınına dikmiştik farkına varmadan.

Çocukken bütün oyunlarımız neredeyse dut ağaçlarının gölgesinde, bazen de tepesinde geçerdi. Yıllar sonra dağcılık ve tırmanış yaparken çocukluğumda dut ağaçlarının tepesine tırmanmamın faydalarını da görmüşümdür. Köyümüzde Dut ağacı heryerde idi. İnanın hiç dut fidanı diken insan görmedim çocukluğumda. Sanki dut ağaçları ezelden beri vardı. Hatta çok düşündüm, hiç kuruyan bir dut ağacı da hatırlamıyorum. İnsanlar doğar, büyür yaşar ve ölürdü. Fakat dut ağaçları sanki ölümsüz gibiydi. Dayanıklılık, verimlilik kavramları aklıma geldiğinde ve her güzel çocukluk anımda mutlaka Dut Ağaçlarının da yeri vardı.
Kültürün ve Dutun ne ilgisi var diye düşünenler olabilir, ama vardı işte. Dut sezonu geldiğinde “vala” dediğimiz örtüler dut ağaçlarının dibine serilirdi. İyi tırmananlardan birisi Dut Ağacının bütün dallarını sallar,  diğerleri de valaların düzgünlüğünü kontrol ederek dutların yere düşmesi engellerdi. Daha sonra valalarda toplanan dutlar kazanlara konulurdu. Bu dut hasadı sırasında , en güzel muhabbetler yapılırdı. Bizim insanların samimiyeti ve konuşmaları çok içtendir. Bunu bizim yöreden herhangi bir insanla karşılaştığınızda rahatlıkla anlarsınız. Dut hasadı yaklaşık 1 ay devam ederdi ve bu dönem herkes gibi benim için de neşeli ve güzel anılarımın olduğu dönemlerdi. Bütün insanları bu içten ve neşeli muhabbetlerin olduğu dönemde tanırdım. Yaşlısı ve genci bütün köylüler hasat sırasında bir iş yapmasalar bile sadece muhabbete katılmak için hasatta bulunurlardı.

Bizim köyde genel olarak 3 çeşit dut vardır. Siyah dut , Çekirdekli Beyaz Dut ve Çekirdeksiz Eğin Dutu. Çok ilginçtir, Siyah dutu köylüler pek sevmez ve yetiştirmezlerdi. Hatta benim de bilinçaltıma yerleşen bir durumdur bu ki; uzun yıllar siyah dut yemedim. Genelde insanlar taze dut olarak ,sadece Çekirdeksiz Dut yerlerdi. Özellikle buz gibi suyun içine konan çekirdeksiz dutları. Bir süresuda bekletildikten sonra avuç avuç yenen bal gibi dutların tadını anlatmak zordur. Diğer dutlar ise ya pekmez yapılır ya da diğer şekillerde işleyerek değerlendirilirdi.

Günümüzde bile hala aynı şekilde pekmez, pestil, oricik dediğimiz cevizlerin ipe dizilmesi ve dışını bazen dut bazen de üzüm ile kaplanması şeklinde kısaca tarif edebileceğimiz şekilde yöntemler hala geçerlidir. Ayrıca kurutulmuş çekirdeksiz dut, çocukluk döneminde bayramlarda el öpmeğe gittiğimizde aldığımız bir hediye idi. Şu anda herkesin ulaşabildiği çikolata , akide şekeri vs. gibi şeyler bulunmadığı ve bazen de fakirlikten dolayı,  çocuklara dut, pestil vb. şeyler verilirdi bayramlarda. İtiraf etmeliyim; çok bozulurdum bayramlarda dut , pestil vs verilince ama düşünüyorum da o kadar yokluk ve yoksullukta başka ne yapabilirlerdi ki! Hatırlayınca rahmetle anıyorum hepsini.

Bizim bölgede yapılan pekmezler inanın çok farklı olur. Bunun nedeni havanın kuru olması ve güneştir diye düşünüyorum. Pekmezler kaplara konularak çatılarda güneşin altında bırakılırdı uzun süre. İşin kötü yanı ise, bunları gören birçok arı ve sinek de pekmezin tadına bakarken son nefeslerini verirdi. Uzun yıllar sonra insanların aklına ince tül gibi şeyleri kullanmak geldi, bu tür kötü durumlardan korunmak için. Bu yazıyı yazarken, pestil yaparken gelen kokuları hissettim yine. Kocaman bakır kazanlarda odun ateşinde , tahtadan yapılan uzun saplı kaşıklarla saatlerce dut ve bir miktar un karıştırılırdı. Biz bu yapılan sıvıya “malez” derdik. Saatlerce malezin yapılmasını ve çatılarda bezlerin üzerine serilmesini izlerdik. Bu beklemenin sonunda ise büyük ödül bizi beklerdi: Kazan hafifçe soğuduğunda, parmaklarımızla yediğimiz arta kalan taze malez.

 
Köy hayatı geride kaldığında ve İstanbul’ a taşındığımızda ise arka bahçemizde kocaman bir Siyah Dut ağacı vardı. Benim için tırmanma dışında hiçbir anlamı olmayan bir ağaçtı. Meyvesinin belki tadına bakmışımdır fakat çocukluğumdan gelen negatif bir alışkanlıkla hiç yemedim bu siyah duttan. Halbuki , mahallenin bütün çocukları yaz ayını beklerlerdi bu duttan yemek için. 

Daha önce de bazı yazılarda belirtmişimdir , aslında dut ağaçlarının tek kötü tarafı vardır; Uygun yere dikilmediğinden dolayı , meyvesinin üzerinize düşmesi. Hele de kara dut ise vay elbisenin haline. Bundan dolayı dut ağacının insanların geçtiği yol üzerine dikilmemesinde fayda vardır. Ayrıca taze Dut’ un ticari olarak değerlendirilmesinin zorluğu da diğer negatif yönüdür. Genelde benim yaptığım gibi insanlar taze dutu ağaçtan yemeği tercih ederler. El ile hasat edilen dutlar çok kısa sürede renk değişimine uğrarlar ve beyaz renkten hafif kahverengimsi tona dönüşür. Birçok insan da bu görünümden dolayı beklemiş taze dut satın almazlar.  Taşımaya dayanımı zayıf olduğu için de taze olarak ticari değeri azdır. 

Anıları bir tarafa bırakalım, gelelim Dut ile ilgili çok kısa teknik konulara:
Dut , en fazla çeşitlilik arzeden ağaç türlerindendir. Çekirdekten üretilen dutlar tam olarak anaç ile aynı özellikte olmayabilirler. Bu nedenle aşılı olmayan ve literatürlerde bulunmayan birçok tür vardır. Mesela hafif morumsu olan , hafif kırmızı renkte, kimisi küçük, kimisi çok büyük meyveli gibi değişik özellikte olabilirler.

Bu yazımda en fazla bilinen Dut türlerini listelemeye çalışacağım. Ayrıca ileriki günlerde ülkemiz ve dünyanın değişik yörelerinden ilginç türler bana geldiğinde bu listeye eklemek ve listeyi güncel tutmayı planlıyorum.

Genel olarak dutlar Siyah(Morus Nigra) ve Beyaz (Morus alba) olmak üzere iki kısımda ele alınabilirler. Kırmızı Dutları (Morus rubra) da siyah dut ailesinden olarak değerlendirebiliriz. Dutlar genel olarak çok dayanıklı ağaçlardır ve USDA dayanıklılık değeri olarak 7 den itibaren 10 lara kadar olan birçok yerlerde yetişebilir. İnternet ortamında dut ile ilgili birçok teknik yazı bulabilirsiniz. Bu nedenle ben şimdilik detaya girmeyeceğim.

Dut ağacına olan sevgimi , bahçemi ziyaret eden herkes farkedebilir. Her dut çeşidini görebilir, mevsiminde tadına bakabilirsiniz. Benim dut merakımı bilen dostlarımın fidan hediyeleri ile her yıl bu türler artarak devam ediyor. Ben de aradan geçen 25 yılllık hasretin ardından dut ağacına tekrar kavuşmanın keyfini doyasıya yaşıyorum.   Bahçede yüzlerce ağaç var gruplar halinde. Mesela şeftali bölgesi, Nar bölgesi gibi bölümler halinde. Ama, dut için böyle bir bölge yok. Bahçenin her köşesinde sürpriz bir dut ağacı bulabilirsiniz.Çocukluğumdaki gibi dutları heryerde görünce kendimi daha mutlu hissediyorum. 

 

2011 yılında yetiştirdiğim dut türlerini aşağıda listeledim.

Beyaz Dutlar:

Yediveren Beyaz Dut

Mor-Beyaz Dut

Çekirdeksiz Eğin Dutu (2 farklı çeşit)

Beyaz Şahdut

Siyah Dutlar:

Yediveren Siyah Dut

Ekşi Kara Dut

Siyah Şahdut

Avustralya Siyah Dutu

Bunların dışında değişik dut türleri de mevcut fakat isimlendirme yapmadığım için yazamıyorum.  
Bugünlük bu kadar yeter sanırım.

Hayatınızdaki sıradan şeylerin de ne kadar önemli olabileceğini farketmeniz ve mutlu olmanız dileklerimle.

Tropikmeyveci

[quote align=”center” color=”#999999″]2013 yılı itibarı ile 26 çeşit dut türü üretimi yapmaktayız. Bunların neredeyse tümü ticari ve çok kaliteli türlerdir[/quote]

Comments

comments

3 Responses to Hasret ve Dut üzerine

  1. abhaz dedi ki:

    çok güzel bir bilgilendirme olduğunu gördüm.Duta olan ilgimi daha da artırdı.Aşı çeliği elde edebilir miyim diye düşündüm.Bana yardımcı olabilir misiniz.Dut çöğürümü nasıl ve hangi aşı tekniğiyle aşılamamamı önerirsiniz.

  2. ahmet dedi ki:

    admin size nasıl ulaşabilirim dut bahçesi kurmayı düşünüyorum malatya da

  3. admin dedi ki:

    532 – 5821369

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.